Site icon Söz Gazetesi

Altı Sıfır … / Yılmaz Kaya AYLANÇ

Screenshot
 

Bu yazımda; ülke olarak çok acı olaylar yaşadık-yaşamaktayız, bunlardan içimi acıtan konulardan birini yazmak istedim. Çünkü bu sadece benim değil tüm ülkeye, sadece bugüne değil, yıllar sürecek bir sıkıntıyı ifade etmekte ve yaşatmakta.

Şimdi acaba nedir dediğinizi duyar gibiyim. Birine veya bir topluma çeşitli konular üzerinden acı çektirebilirsiniz. Savaş açmak, kişilik haklarına zarar vermek gibi türlü şekillerde olabilir.

Ben sonuçlarına tüm toplum olarak katlanmak zorunda kaldığımız ve hemen her şeyin değişim aracı olan, satın alma yapmak için emeğimizin karşılığı olarak aldığımız para, maaş, ücret ve karşılığında satın almak, vergi ve böyle ödediklerimiz ve ödemeye devam ettiğimiz ve gelecekte de ödemek zorunda kalacaklarımız konusunda birkaç şey yazmaya çalışacağım.

Yıl 1 Ocak 2005, yaşanan sıkıntılı ekonomik süreçler sonrası bol sıfırlara sahip olduğumuz ve bir şey almak için milyonlar, milyarlar konuşup taşımak zorunda kaldığımız yıllarda alınan bir karar ile paramızdan altı sıfır atılıp refaha ulaşacağımız öngörülmüştü.

Öyle de oldu ve sıfırlar atıldı. Bu ekonomik olarak psikolojik bir devrimdi. Daha önce Brezilya, Arjantin gibi ülkeler de denenmişti.

1 Ocak 2005 tarihinde “Yeni Türk Lirası” banknotlar tedavüle girdi.

Aynı tarihte Başbakan olan Sayın Erdoğan, temel amacın milli paraya yeniden güven ve itibar kazandırmak olduğunu söylüyor ve şöyle bir değerlendirmede bulunuyordu:

“Yeni Türk Lirasına geçişle vatandaşlarımız ceplerinde Türk Lirası taşımaktan gurur duyacak. Türkiye Cumhuriyeti tarihimizde ilk kez gerçekleşen bu uygulama bir devrim niteliği taşımaktadır. Bu uygulama ile öncelikle günlük yaşam ve ekonomik aktiviteler çok büyük oranda kolaylaşacak.”

O tarihte Amerikan Dolar kuru 1.35 Yeni Türk Lirasıydı. 1941 yılında da kur 1.34 Liraydı. Bugün 43,53 Türk Lirası.

Büyük umutlar ile yapılan ve halka istikrar ve güven vaat eden, enflasyon ile mücadelede fayda sağlayacağı söylenen bu yapısal değişim sonuçta tam bir fiyasko oldu.

En önemli yararı muhasebecilerin bol sıfırları yazarken yorulmayacak olmaları, bilgisayar işlemlerinde dijit dediğimiz hanelerin kapasite sorunu yaratmayacak olması oldu. Onun dışında hiçbir faydası olmadı.

Bugün halk olarak enflasyonu en acı biçimde yaşamakta toplum. Çürümüşlüğü katmanlar halinde tezgahtaki sebzelerden, sokaklardaki motorlu küçük yaştaki tetikçilere taşıyan, oradan yıllarca prim ödeyerek yaşlılıklarında hak ettikleri emeklilik maaşlarıyla rahat yaşamayı hayal eden emeklilere ödenen maaş ile ekonomik işkence etmeye ve onları bir lokma ekmeğe mahkum bırakan ve her kötülüğün nedeni olan enflasyonda durum ne oldu?

TUİK 30,65 derken, ENAG 53,42 olduğu söylüyor. Sizce bu kadar çile çekilmişken sonuç neden böyle?

Neden;

Tüm halk yıllardır enflasyon canavarı altında inim inim inlerken ülkenin bir avuç insanı ve ülkeyi yönetenler bol keseden yemeğe devam ettiği için olmasın.

Dövize endeksli Devlet Özel İşbirliği ile yıllarca 3’e mal edilecek işleri 13’e yaptırarak halkın vergileri ile bu sonuca zemin hazırlanıyor olmasın.

Cumhuriyet tarihinin en büyük vergisini ki, 3 trilyon dolar toplayıp tek fabrika veya halkın refahını artıracak bir şey yapmayan iktidar yüzünden olmasın.

Altın ve değerli madenlerin hiç olmadığı kadar fiyatlarının yükseldiği bu dönemde, ülke yer altı kaynaklarını hiç bahasına yabancılara vererek ülke kaynaklarının yurt dışına gitmesi nedeniyle bu sıkıntılar daha da artmış olmasın.

Yurt dışından dolarlarını getirip, burada Türk Lirasına dönüp hazine bonosu alarak, yılsonunda sadece bir lira artmış dolara yeniden dönerek dünyanın hiçbir yerinde olmayan dolar bazında yüzde kırk elli faiz gelirinin, yani ülke kaynaklarının yabancılara aktarılması olmasın.

İşsizlik sigortası için işçi ve işverenden kesinti yapıp sonra fonda biriken paranın yaklaşık yüzde seksen civarında olanının işverene fon olarak kullandırılması olmasın.

Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir hastanesinde çekilmesi hayal bile edilemeyen MR ve BT çekimlerini özel şirketlere vererek inanılmaz (milyonlarca çekim) tutarda vergi gelirini özel sektöre aktarması olmasın.

Devlet hastanelerinde önce doktor bırakmayan uygulamaları yaparak doktorları yurt dışına gitmeye zorlayıp, sonra şehir içinde kolay ulaşılan hastaneleri çeşitli nedenlerle kapatıp, şehir dışında gidişi oldukça zor olan yerlere Şehir Hastaneleri yaparak halkın sağlığa ulaşmasını zorlaştırıp, onları özel hastanelere gitmeye zorlayan ve “paran varsa sağlık var” sonucunu yaratan anlayış olmasın.

Tüm doğa güzelliklerini parsel parsel genellikle yabancılara satarak elde edilen gelirleri halkın yararına kullanmayan ve doğal yaşamı bozması nedeniyle tarımsal üretimin yapılmasını bu şekilde ve ekonomik şartlar ile yok etmeye çalışılmasından olmasın.

Ülkede yaşayan halkın neredeyse yüzde sekseni yoksulluk sınırları içinde yaşamaya mahkum edilmiş durumda.

Mutlu azınlık ise her gün yeni pot kırarak yaşamlarına devam etmekte!

Biliyorum, bu satırları okurken daha şu da var bu da var diyeceksiniz. Ben burada birkaç örneği anımsatmak istedim.

Dış ülkelerde ıstakoz yiyenlerden, gariban bizim oy depomuzdur diyene, bu beş yüz bin lira ile gel sen yaşa bakalım diyenden on dokuz milyonluk saatle TBMM’de asgari ücretin artmasını engelleyenlere kadar her şey görülmekte ve duyulmakta.

Acı mı diyorsunuz, ekonomik yıkımın getirdiği acı diğerlerinden az mı sanıyorsunuz. Ahlaki çöküşün dışında torunu ile görüşmekten, çocuğu ile markete gitmeye korkana kadar, düğünler olacak davetiye gelecek ve gitmek zorunda kalacağım diye dertlenen aile büyüklerine kadar, tencereye her akşam ne koyacağım diye düşünen annelere, üniversitede okuyan fakat bir kafeye gidip çay içemeyen gence, askerliği yapıp işe girdiği halde ekonomik sefalet nedeniyle evlenmeyi aklından geçirmeyen, evlendiyse çocuk yapmayı kabus görmek olarak gören genç insanlara kadar herkes acı içinde bu ülkede.

Altı sıfır atarak hayatlarımızdan bunca yıl neler attığımızı sanırım artık görüyoruz.

Oysa altı sıfır atarak sorunları yok edeceklerini sananlar, o sıfırlardan çok daha fazla derdi bu halka yaşattılar.

Yedi yıldan fazla süren enflasyon, bunca mücadele ediyoruz diyenlerin bilmeden yaptıkları bir şey olabilir mi?

Her şey bilerek olmakta. Tüm halkın gözleri önünde üstelik. En büyük korkum ise, yavaş yavaş herkesin bunlara alışması ve kabullenmesi. Bir zamanlar ne olduğumuz artık anılarda, kitaplarda; şimdi hepimiz her bakımdan fakiriz. Oysa altı sıfır atmıştık. Tezgahta hıyar iki yüz lira!

Ne acı değil mi?

(08.02.2026)

Exit mobile version