KÜLTÜR SANAT

Demet Duyuler ile Sanat Söyleşileri’nin konuğu şair Ertuğrul ÖZÜAYDIN  

Sevgili okur, Demet Duyuler ile Sanat Söyleşileri köşemizin konuğu şair Ertuğrul ÖZÜAYDIN

 

“Eski sözcüklerin, söylemlerin yerine Türkçenin yeni söz ve söylemleri ve tümceleri yazınsal gücümüze güç katar. Türkçenin geniş söz dağarcığından uzaklaşmayalım” Ertuğrul ÖZÜAYDIN

 

Demet DUYULER: Söz gazetesi okurları için yaşam yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz ya da başka bir deyişle özgeçmişiyle  Ertuğrul ÖZÜAYDIN  kimdir?

Ertuğrul ÖZÜAYDIN: 1957 yılında Eskişehir’de doğdu. Anadolu Üniversitesi, İİBF İşletme Bölümü’nü 1983 yılında bitirdi. İlk şiirleri seksenli yılların başında Eskişehir Sakarya gazetesinde yayımlandı. Yazmaya uzun bir süre ara verdi. Sonra yeni şiirleri, bununla beraber şiir üstüne yazıları ve aralıksız sürdürdüğü günceleriyle yeniden dergilerde göründü. Ayrıca 2002 yılında Patika dergisi yazı kuruluna katıldı. Halen aynı dergide genel yayın yönetmeni olarak çalışmalarını yürütmektedir. Şiirleri, başka dillere çevrildi. Yurtdışında çeşitli dergi ve seçkilerde şiirleriyle yer aldı. Uluslararası festivallere katıldı, şiire ilişkin bildiriler sundu, şiirlerini okudu.

Dil Derneği Yönetim Kurulu üyesidir. Aynı zamanda on yıl kadar Yayın Kurulu başkanlığını, derneğin yayın organı olan Çağdaş Türk Dili dergisinin de yayın yönetmenliğini yaptı.

Yapıtları:

Yalnızlık Özgürdür (şiir, 1998), Fesleğen Öğüdü (şiir, 2005), Eksilir Söz (şiir, 2006), Yüzışığı (şiir, 2010), Kalırsa Şiir Kalır (şiir, 2013) – (2013 Kıyı dergisi – R. Türkyılmaz şiir ödülü), Sokak Kapısı (şiir, 2017), Dilden Şiire Şiirden Dile (deneme, 2021), Erişilmez Hızın Koşucuları (deneme, 2023), Karakırmızı (şiir) – (2023 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülü), “Cumhuriyetin 100.Yılında: Türkçeyle Direnmek” (ortak kitap 2023), Büyülü Yabanıl (şiir 2024).

D.D: Edebiyatın sizin için anlamı  nedir ve hayat – edebiyat ilişkisi hakkında neler söylemek istersiniz?

E.Ö: Edebiyat kurgulanmış, tasarlanmış, yaşanmış olanı kişinin duygu ve düşüncelerinin ışığı altında kendine özgü bir dille aktarmasıdır. Bana göre edebiyat bir yaşam deneyimidir. Yaşamsal bir olgudur. Duygu ve düşüncenin anlamsal özelliğini düzenler, gösterir. Bu yapısıyla estetik bir güçtür. Bir yazınsal anlatım pratiğidir. İz bırakır. Duygu ve düşünceyi, kurgu ile gerçeği yaşamın içinde değerlendirir. Bu bakış açısıyla yaşamın yeniden kuruluş denemesidir, diyebiliriz.

D.D: “Şairin kimliği  şiir dilinde saklıdır” derler . Sizce nasıldır?

E.Ö: Şairi ile şiirinin kesiştiği nokta dildir. Şairin içinde bulunduğu ortamda karşı karşıya kaldığı durumları, olayları dile getiriş biçimi bir tür yorumlamadır. Yani şiir yaşanılan ortama bağlı gelişir. Tartışmasız yaşamsal gerçekler ve çağın tanığı olmak gibi gerekçeler şairi etkileyen en temel nedenlerdir diyebiliriz. Şiir bu açıdan dilin işlenişidir. Herkesin kullandığı dili şiire ilişkin özellikler gereği ve öznel tutumuyla şair kendine göre kullanacaktır. Şairin bu anlayışı sayesinde dilsel yeni dünyalar yaratabiliriz. Bu yüzden şiir alışılmışın dışında yeni deneyimlere uzanır ve bunu dille yerine getirir. Bu yüzden her şiir yaratımı bir dil çalışmasıdır. Dil, şair için sözcüklerdir, yarattığı söz dizimidir. Bunu onun dünyaya bakış açısı, bireysel eğilimleri ve söz varlığı belirler. Dilsel yaratımı yapıtının derinliğini sağlar. Yaratıcılığı kişisel becerisiyle bütünleşir. Onu farklı kılar. Doğrudan doğruya estetik kaygılarıyla kendine bağlı gelişir. Bu nedenlerdir ki şiirin kimliği şairidir, şairin dili kimliğidir.

D.D: Cemal Süreya’nın ,  “Kansu/ Kan ve su/ Atardamar kanı/ Kaynak suyu”dur ve “Edebiyatımızın Cumhurbaşkanı”dır dediği , bilge şairimiz   adına düzenlenen   Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’ne 2023 yılında  “Karakırmızı” adlı şiir kitabınız değer görülmüştü. Ceyhun Atuf Kansu  şiir ödülü sizin için ne anlam ifade ediyor. Genel olarak edebiyat ödülleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

E.Ö: Ceyhun Atuf Kansu yaşamın nesnel gerçekleriyle şiirini buluşturmuş iyi bir yurtseverdir. Aynı zamanda insan ve çocuk sevdalısı bir barışseverdir. Türkçeye gösterdiği özen ve sevgiyle nasıl bir dilsever olduğunu da biliyoruz. Böylesi etkileşim içinde bulunduğum bir büyük şairimize ait ödüle değer görülmem benim için onurdur. Çoğu yönümüz bakışımlıdır. Ama en çok da doğasever yanıyla kendime yakın bulduğum şairimizi sevgiyle anıyorum.

Ayrıca bu özellikleriyle edebiyatımızı “Cumhurbaşkanı” olarak temsil etmeyi hak etmiştir.

D.D: Sizce yazar duyarlılığı nedir? Bu duyarlılığın içinde neler olması gerekir? Yazarın  sorumlulukları üzerine neler söylemek istersiniz?

E.Ö: Yazar duyarlılığı ve sorumluluğu kabul edeceğimiz birçok konuyu ortaya koymayı gerektirir. Ben burada ülkemiz yazanı çizeni için bir konudan söz etmek isterim. Bildiğimiz bilmediğimiz yönüyle dilimizin öne çıkarılması gerektiğine inanıyorum. Türkçemizi yani dilimizi sürekli olumlayan, geliştiren, dönüştüren arkadaşlarımıza çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Bir de Türkçeyi sadeleştirme, yenileştirme çabalarına yüz çeviren arkadaşlarımızın olumsuz yaklaşımları var. Eskide kalmış sözcüklerle, arapça tamlamalarla yazmak uğraşısında olan arkadaşlarımı anlamakta güçlük çekiyorum.

Türkçeyi olumsuzlama çabalarıyla dili tartışma konusu yapmak, gizliden osmanlılık değerleri yaratmak arzusu boşunadır. Çağın yeniliğinin ötesinde eskisiyle söylem oluşturmak, estetik değerler yaratmaya çalışmak neyin nesidir? Beni rahatsız eden budur. Eski sözcüklerin söylemlerin yerine Türkçenin yeni söz ve söylemleri ve tümceleri yazınsal gücümüze güç katar. Türkçenin geniş söz dağarcığından uzaklaşmayalım derim.

 

D.D: Biliyoruz ki dergiler, edebiyatın mutfağıdır. Son dönemlerde dergilerin yerini   e-dergilerin aldığını  görüyoruz. Çağdaş Türk Dili ve Patika dergisinin  genel yayın yönetmeni olarak bu konudaki görüşleriniz ve değerlendirmeleriniz neler?

E.Ö: Taş yazıtlardan, papirüslere, kağıtlara derken ekranlara dek uzanan yazı yolculuğunda bizim kuşak tarihe ara yolcular olarak geçeceğiz. Böylesi arada kalmanın gerçekliğinde basılı dergilerin sözcülüğünü yapmak ne denli doğru olur? Bilemiyorum. E dergi düşmanlığı yapmak hiç istemem. Biz basılı dergi çıkarmaktan henüz vazgeçmiş değiliz. Sanırım bu iki yayımlanma biçimi birbirine yakın ve hoşgörüyle sürüp gider. Her iki yayın organı da kendi temel ilkeleri, gerçekleri üstünde yaşamlarını sürdürsün isterim. Burada okurların tercihi, tepkileri üstünde durmak, görüş bildirmek için de henüz erken. Ayrıca şunu belirtmek isterim ki E dergilerin sağlıklı gelişim yolları yeterince açılmış gibi görünmüyor. Her ne olursa olsun edebiyatın mutfak masasında her iki dergiyi görelim, derim. Okuyalım, yaşayalım, görelim.

D.D:Dünle bugünün edebiyatını yazınsal anlamda karşılaştırdığınızda nasıl bir değerlendirme yapıyorsunuz?

E.Ö: Eski edebiyatla yani geçmişle duygusal bağlılığımız dün olduğu gibi bugün de sürüyor. Onu yok etme gibi bir gücümüz bulunmadığını biliyoruz. Doğrusu bugünü temellendiren dünün yaratılan değerleridir.

Yazar şair hem geçmiştedir hem şimdiki zaman içindedir hem zaman dışında yürür. Burada şiir üstüne birkaç söz edebilirim. Şiirin eskiyle rekabeti hiç bitmedi, bitmeyecek. Sonuçları ne olursa olsun şiirlerini geliştirmeye olanak veren herkes her yolu deneyecektir. Örneğin bugün bilişim teknolojileri şiire sızmıştır. Bu bir yenidir. Yeni bir deneyimdir. Hemen belirteyim ki yapay zeka üretimlerini şiirsel bir yaratım olarak kabul etmekten çok uzağım.

Bugünün şairi “İmgesel Duyguyu” ya da “Duygusal İmgeyi” şiirine katarak bir derinlik kazandırıyor. Bu nedenle etkili imgesel yapıdan söz edebiliriz.

Bir başka nokta eskisi gibi tınısı yüksek, ritimli şiirler yazılmıyor. Şiir görüntü ile akıl arasında bir yerde kurgulanır gibi. Bu bağlamda şiir sessiz okunur oldu. Yüksek sesle okunan şiirler yok gibi. Daha doğrusu yeni şiirler ezberlenmiyor. Şiirin ezberi bozuldu.

D.D:  Sizce sanat nedir? Sanatın işlevi nedir? Günümüzde bu işlevi sanatçılar yerine getirebiliyor mu?

E.Ö: Anadolu tarih boyunca bir göçler ülkesi durumundadır. Cumhuriyet Dönemi de iç göçlerin en hızlı yaşandığı bir dönemdir. Elbette büyük çoğunluğu yaklaşık yüzde doksanın üzerindeki nüfus kırsalda yaşarken şimdi tam tersi şehirlerde yaşayan insanımız çoğunluktadır. Bu denli kısa zamanda böylesi bir şehirleşme olurken acaba sanat, sanatçımız bu hıza erişebilmiş midir? Bunu gözlemlemek güçtür. Bununla birlikte artık bir şehir kültürünün ve sanatının oluştuğunu söylemek olanaklı. Sanatsal değerler yeni gerçeğiyle yeniden oluşuyor. Sanatla şehirin denk adımları olması için yazan çizen herkesin bir çabası var.

Yerel yönetimler ve çevresindekiler bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. İzledikleri yol konusunda ya da onların adına konuşmak istemem. Çalışmalar hakkında bir şeyler söylemesi gereken kişinin o yapılan işler içinde olması gerekir.

D.D: Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak  bizlere ve okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

E.Ö: Demet Hanım bende size teşekkür ediyorum. Edebiyat dergileri dönemine ışık tutan yayımlardır. Okurlarımızın basılı ya da e dergilerden en azından birini izlemesi biz dergicileri mutlu edecektir.

 

TARİHİ TAŞIDIM

Ev taşıdım sokağıma, evim boş kaldı

eve okul taşıdım, okul okudum hayata

toplayıp çıkarmayı belledim koynunda

eski mezarlara ağladım, ağıt taşıdım

çoğu zaman sığırcık doluydu aklım

arkadaş taşıdım çokça, kendiyle ağır

 

Aşılı kiraz, ayva, ham erik taşıdım en sonra

söğüt yapraklarına şiir yazdım on yedisinde

o yıllarda bugünkü Söğütözü koruluktu

avuç içi kadar dediğiniz yer söğütlüktü

kendi göğümle yağmur taşıdım en yeşile

 

Gelecek duygusu taşıdım kara günlere

taşıdım heyecanla, taşıdım da taşmadım

senden başka adı yok yaşadığım aşkın

gözlerinde doğan güne yazılı sevdam

eskisi yenisiyle yüreğimde ağır şehrim.

 

Eruğrul ÖZÜAYDIN   (Sokak Kapısı,s.32)

Arkadaşlarınızla paylaşın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için lütfen reklam engelleyicinizi kapatınız.