“Ekonomi demek, herşey demektir. Yaşamak için, mutlu olmak için, insan varlığı için ne gerekli ise onların hepsi demektir. Tarım demektir, ticaret demektir, çalışma demektir, her şey demektir.”[1]
“Siyasal, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılamazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.”[2] ATATÜRK
“Orta sınıfın güçsüz olduğu, lümpen/yoksul sınıfın güçlü olduğu ülkelerde, hukukun üstünlüğünü de, demokrasiyi de uygarlığı da yakalayamazsınız.”[3] Meriç KÖYATASI
“Karşı Devrim”, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i kurucu değerleri üzerinden 21. yüzyılda yeniden güncellemek ve inşa bağlamında günümüzde tüm boyutlarıyla, tarihsel gerçekliğiyle bilinmesi gereken âcil, özellikli ve öncelikli bir konudur. Bugün, bu konuda en son okuduğum, mutlaka okunmaya değer ve çok önemli bulduğum bir ciddi araştırmadan söz etmek istiyorum Sizlere. Ülkemizin önemli ekonomi yazarlarından gazeteci, TV programcısı, yorumcusu Sn. Meriç KÖYATASI’nın Naviga Yayınları arasında çıkan “Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Türkiye’nin Fabrika Ayarları EKONOMİK KARŞI DEVRİM”[4] adlı kitabında içtenlikle şöyle diyor:
“Kendimi, ‘yarım kalmış bir devrimin öksüz çocuğu’ gibi hissediyorum. Ülkemiz kurumları, toplumsal yapısı, siyaseti ve ekonomisiyle çoklu bir çürüme ve çöküş yaşıyor. İstiklâl Savaşı ile can vererek kurduğumuz devletimiz, göz göre göre elimizin altından kayıp gidiyor. Gençlerin söylemiyle Türkiye ‘fabrika âyarları’na dönmeli.”
7400 sayfa tutan 19 kitap yazdıktan sonra “Karşı Devrim” konusundaki “İnönü” adlı eserinin önsözünde Merhum Metin Aydoğan Bey şöyle diyordu:
“Bu yoğun uğraş içinde, başlangıçta bilmediğim birçok şey öğrendim. Dünyayı ve ülkemi daha iyi tanıdım; ummadığım gerçeklerle karşılaştım. Bu yoğun uğraş içinde, beni daha çok çalışmaya yönelten iki konu üzerinde odaklandım.
(1) Türklerin tarih içindeki yeri bize öğretilenden çok başkaydı ve olağanüstü bir derinliğe sahipti. Ve
(2) 20. yüzyıldaki Türk Devrimi dünyanın gördüğü üç büyük devrimden biriydi ve dünyaya yaptığı etki, bilinenden çok daha güçlüydü.”
“Yanıt aradığım önde gelen soru şuydu:
* Büyüklüğünü saptadığım Türk Devrimi, bu denli kolay ve hızlı nasıl ortadan kaldırıldı?
* Bu devrimi yaşayan ve güçlü dünya devleti olma şansını yakalayan Türkiye, nasıl oldu da Osmanlı çürümüşlüğüne geri döndü?
Bu soruya doğru yanıt bulmak için çok uğraştım; bu konuya yönelik araştırmamı genişlettim. Nereye baksam karşıma İsmet İnönü ve uygulamaları çıktı. Sonuç şaşırtıcıydı ama gerçekti.”[5]
“Karşı Devrim” konusunu özellikle İnönü dönemi (1945-1950) çerçevesinde hacimli, önemli ve değerli eserinde ele alan Saygıdeğer Prof.Dr. Çetin YETKİN Bey’in özetlemesi de şöyledir:
“İnönü, ATATÜRK değildir. Öyle olmadığı gibi Atatürk’ün birçok eserini tersyüz eden, yıkan da İnönü’nün kendisidir.
Karşı Devrim, Atatürk’ün ölümüyle eş zamanlı olarak gündeme gelmiştir. Dönemi irdelendikçe, ülkemizde Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri’ne karşı oluşumların bu dönemde kök saldığı görülür. Fakat meyvelerini vermesi II. Dünya Savaşı’nın bitimiyle olacaktır.”[6]
Karşı Devrim konusunda hemen aklımıza gelen ve mutlaka okunması gerekenleri de anımsatmak isterim:
– Ümit ZİLELİ, Karşı Devrimin Kısa Tarihi,
– Fikret BİLA, Karşı Devrim,
– Prof.Dr. Emre KONGAR-Zülâl KALKANDELEN, Devrimin ve Karşı Devrimin Yüzyılı 1-2.[7]
- Meriç Köyatası, Ekonomide Karşı Devrimi Niye Yazdı?
Türkiye’miz kurumlarıyla, toplumsal yapısı, siyaseti ve ekonomisiyle çoklu bir çürüme ve çöküş yaşıyor. 20. yüzyılın başında atalarımızın İstiklâl Savaşı vererek kurduğu devletimiz, göz göre göre elimizin altından kayıp gidiyor. Toplumun birçok kesiminden Türkiye’nin kuruluş felsefesine dönmesi istekleri yükseliyor. Gençlerin deyimi ile Türkiye “fabrika âyarları”na dönmeli. Kuruluş felsefesi ya da fabrika âyarlarından kast ettiğimiz de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerini yeniden canlandırmak.
Geçmişte çok daha zor koşullarda başarmıştık, şimdi de başarabiliriz. Türkiye’de, iktisat biliminin çınarlarından Prof. Dr. Bilsay Kuruç’un bir konferansta söyledikleri, kulağıma küpe olmuştu.
“Geçmişin nostaljisi yok! Bugünden şikâyetle vakit geçirmek yok! Ülkenin bugünkü tablosunu biliyoruz. Geçmişi, gerektiğince yorumlayalım. Ama buna hapsolmayalım. Geçmişten esinlenerek, gelecek zamana yönelelim…”
Bu öğüt, beni bu kitaba yazmaya yöneltti, kitabı kaleme alırken de altın anahtar oldu. Yarını planlarken, geçmişi ve yaşadığımız dönemi gerçekçi analiz etmeye çalıştım. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerini temel alıp sürekli devrimciliğinden ve uygulamalarından esinlenerek, günümüz dünya şartlarında, Türkiye’miz için ekonomide bir kalkınma ve yapısal dönüşüm modelini tartışmaya açmak istedim(s.13).
- Prof.Dr. Bilsay Kuruç, “Ekonomide Karşı Devrim” Kitabının “Ana Teması ve Çağrısı” Hakkında Ne Diyor?
“Ana tema bence isabetlidir:
Cumhuriyet, emperyalizm ve karşı devrim.
Bölümleme bu ana temaya uygundur. Gelişmeler, kurumlaşmalar, ‘yapabilme/yapamama’ meseleleri yerli yerindedir. Bunlar yerli yerinde ise, okuyucunun yorum kapasitesi daha da önemli olur. Sizin yorumunuzla uyuşur ya da uyuşmaz. Önemli olan,
– Ağırlık merkezlerinin neler olduğunu okuyucunun “entelektüel” olarak kabulüdür.
– Ana temanızı kabul eden okuyucu, sizin yorumlarınızla buluşacak mı? İkinci önemli nokta bu oluyor.
Birkaç noktaya değinmekle yetineyim.
Yaşadığımız son yirmi yıldan sonra, planlama ve fiyat mekanizması meselesi iktisatçılarca enine boyuna tartışılmaya muhtaç bir noktaya geldi. Diyebiliriz ki, son yirmi yıl bunu artık emrediyor. Ancak meslektaşlarımız henüz bu alanın açılışını yapmak istemiyorlar. Eskiye benzemeyen son yirmi yılı dünyada ve Türkiye’de yaşadıktan sonra planlama-fiyat mekanizmasını tartışamıyorsak, korkarım ikisinde de ilerleyemeyiz ve bu büyük ve yaşamsal alanda ilerleyemeyerek, orayı 3. Lig kalitesinde oyun oynayan ve 2. Lig’e dahi çıkamayan siyaset topluluğuna bırakırız! Siyasetçiler alınmasın. Ekonomik düşünceyi kilitleyerek yarattıkları boşluk ciddidir.
Bir başka nokta. Köyatası’nın etraflıca belgelediği gibi, İsmet Paşa’nın 1932 Sovyetler yolculuğu Türkiye’yi sanayi ile tanıştırdı; sanayi hareketi bununla başladı. O güne kadar basit yapıların ötesine geçememiş ekonomi, onu alıp götürecek ‘yatırım ajanı’nı buldu. Ve bu sayede ekonomiyle atılacak büyük adım devletçiliğe emanet edildi. Doğru karardı. 1932’de oluşturulan çekirdek zeminini yaratarak, 1938’de bir sistem halinde oluştu: İktisadî Devlet Teşekkülleri (İDT). Bugün kurulan o yapının değerini daha iyi anlıyoruz. Biliyoruz, bu terim 1964’te Kamu İktisadî Teşebbüsleri (KİT) adını aldı. KİT terimine alıştık.
Siyasetin KİT alanını işgale başlayışı, ilk niyetlerle 1950’lerde, sonra 1960’ların ikinci yansından itibaren oldu. Ne kadar eski milletvekili varsa KİT’lerin yönetim kurullanna dolduruldu. İlginçtir, bu işgal, siyasetin irtifa kaybetmeye başlayışının da kuvvetli bir göstergesidir. Özelleştirme meselesi bu tabloyu izledi. Köyatası’nın hakkıyla yazdığı gibi, 2000’den şorıra KİT’ler “bedava” verilip elden ele “dolar’la satılan nesneler haline geldi…
Bir önemli konu, karşı devrimin ne zaman, hangi noktalarla başladığıdır. Meriç Köyatası bunu samimî bir çabayla ele alıyor. Etraflıca tartışılmalıdır. 1980’e kadar, sonra ve 2000’den başlayan hücumu ile karşı devrimi “boz yap”ları ile tartışabilmeliyiz. Kitap isabetle üzerinde duruyor: 1940’ların ilk yarısındaki demokratik devrim-karşı devrim çatışmasını deşmek, tüm öğeleriyle aydınlatmak okuyucunun da aktif ilgisini, varsa ezberlerinden kurtulacak çabasını bekliyor. 1980 sonrasını, yani karşı devrimin Türkiye’nin Cumhuriyet yapısını değiştirmek üzere “uluslararası projelendirilme” dönemi henüz soğumamıştır ve bütünleştirilecek çalışmalarla araştırmacılara yeni ufuk açacaktır.
Okuyucu paylaşacaktır,
* Cumhuriyet’i toplumla buluşturacak,
* Fikirle besleyecek kadroların ‘siyaset gerçeği’ni yakalayacak şekilde oluşamaması
* Bizi bugünün dramına getiriyor.
1945’le başlayan dünya, Türkiye’de düşünürlerin henüz didik didik edecek bir merak yaratmadıkları bir büyük tarih alanıdır ve içinde akla gelecek her şey yatmaktadır. Bu alanı tanıyamamak, öğrenememek, ezberlettirenle yetinmek demektir. İlk düğme yanlış iliklenirse, gerisi de yanlış geliyor! Köyatası bu alana cesaretle adım atıyor. Destek, okuyucunun çok sesliliğinden gelecektir.
Bugüne doğru gelirken, kitapta isabetle üzerinde durulan bir başka geniş alan var. Toplum dokusunda zamanla oluşan lümpen tabaka. İlk oluşumlarından (1950’ler) itibaren yaygınlaşmıştır. 1990’larda siyaset dünyasına adım atıyor ve 2000’lerle sermaye sınıfıyla kucaklaşarak iktidar oluyor. Son yirmi yılda, Köyatası’nın işaret ettiği gibi, geleceği belirleyecek bir “güç olma hevesi ve evhamı”na kapılıyor. Sosyologlarımız, hele siyaset sosyolojisi alanında çalışanlar bize bu “bilimsel zenginliği” henüz tüm özellikleriyle anlatmıyor, yansıtmıyorlar. İktisatçı meslektaşlarım ise “sermaye”nin son yirmi yılda hangi yeni katmanlarla irileştiğini ya hiç bilmiyor ya da bilmez görünüyorlar. Kısacası, bu geniş alan Meriç Köyatası’nın dikkati, birikim ve kalitesinde araştırıcı bekliyor.
* Zihinleri hapsoldukları dar alanlardan çıkarabilmek,
* Düşünce ufkunu açmak, bana öyle geliyor ki bu kitabın çağrısıdır.”[8]
- Meriç Köyatası, “Neyi Sorguluyor?”, “Ekonomide Karşı Devrim” Kitabını Yazmakla Ne Yapmak İstiyor?
Türkiye, 20. yüzyıla 1923 Cumhuriyet Devrimi’yle girdi.
– İstiklâl Savaşı,
– Yeni bir devletin siyasal kuruluşu ve
– Sıfırdan bir ekonomik kalkınma ile bezenmiş müthiş bir başarı öyküsüydü.
Cumhuriyet, bu müthiş öyküden yüz yıl sonra karşı devrimin ağır saldırısı karşısında ayakta durmaya çalışıyor.
Neler oldu da Türk toplumu, kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti’ne ve Aydınlanma Devrimleri’ne sahip çıkamadı?
Karşı devrim,
Lozan’ı hazmedemeyen, Sevr’in devamını hayata geçirmek isteyen emperyalizmin büyük bir projesidir.
Bu kitap, karşı devrimin her alandaki saldırılarından çok,
* Ekonomide gerçekleştirdiği saldırıları ve
* Ekonomideki tahribatın, toplumsal yapıda nelere yol açtığını sorgulamaya çalışıyor.
Ekonomide olan biteni anlamak için biraz iktisat tarihine göz atmamızda fayda var.
– Dünyada kapitalist sistemin içine girdiği krizler.
– Son 40 yıldır dünyayı etkisi altına alan neoliberal dönemin sonuçları.
– Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadar geçen sürede ekonomideki evreler.
– Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin taşıyıcı kolonlan ve ruhu.
– İstiklâl Savaşı sürecinde ve özellikle 10 Kasım 1938’den itibaren karşı devrimin hamleleri, karşı devrimin ekonomideki kilometre taşları.
– AKP döneminde Türkiye’de devlet yapısı ve ekonomisindeki çürüme ve karşı devrimin geldiği nokta.
Bu başlıkları mümkün olduğunca özetlemeye çalıştım.
Karşı devrimin ekonomideki kilometre taşlarını yukarıdaki başlıkların yardımı ile analiz etmeye çalıştım. Bugün yaşadığımız birçok sorunun kök nedenini burada bulacağız. Geçmişten ders çıkarmak ve geleceği tasarlamak için bu konuyu çok önemli buluyorum(s.14).
- Karşı Devrimin Ekonomide Dört Önemli Kilometre Taşı
* Birinci ve en önemli darbe 1940’lı yılların ikinci yarısında – Köy enstitülerinin kapatılması sürecinin başlatılması,
– Ve toprak reformunun doğmadan boğulmasıdır.
* İkincisi ABD ile imzalanan 1947 Savunma Anlaşması’nın ardından gelen
– Marshall yardımları ve
– Türkiye’yi emperyalizme teslim eden Thornburg Raporu.
– Bu raporların uygulamaya girmesiyle kendi kaynaklarıyla sanayileşmeden vazgeçen ekonomi politikaları,
– NATO’ya tam üyelik.
Bu süreç CHP tek parti iktidarı ile başlamış, Demokrat Parti iktidarı ile perçinlenmiştir.
* Üçüncüsü, Türkiye’nin, tekrar kendi kaynakları ile kalkınmasını öngören 4. Beş Yılık Kalkınma Planı’na Karşı,
– IMF, Dünya Bankası ve
– Türk özel sektörünün girişimleri ve arkasından gelen
– 24 Ocak 1980 kararları,
– 12 Eylül 1980 Darbesi…
* Dördüncüsü, 2001 yılında IMF’nin önerdiği,
– Kemal Derviş’in hayata geçirdiği,
– İki yıllık bir süre için uygulanması gereken güçlü ekonomiye geçiş programının,
– 2003-2008 arasında AKP hükümetleri ve Ali Babacan tarafından gereğinden fazla uygulanması ile
– Bilinçli bir şekilde Türk ekonomisinin rekabet gücünün ortadan kaldırılması,
– Dış borç batağına kalıcı olarak sokulmasıdır.
AKP’nin 2008 sonrasında uyguladığı ekonomi politikaları ise
– Toplumu yoksullaştıran,
– Küçük bir azınlığa servet transferi sağlayan,
– Toplu kurumsal çöküşü hazırlayan politikalardır.
Karşı Devrimin Ekonomideki bu dört hamlesi sonucunda,
* Türkiye, yarı sömürge ülke görünümüne girdi,
* Ekonomide ve beraberinde
* Dış politika ve savunmasında bağımsızlığının tamamen yitirdi.
Bu ekonomik saldırı; karşı devrimin
– Dış politika,
– Savunma,
– Hukuk ve
– Toplumsal yapıdaki tahribatları ile birleşince
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN CİDDİ BİR BEKA SORUNU ORTAYA ÇIKTI.
Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlanma devrimlerinin temel kolonlarına göz attığımızda, bir strateji dehâsının bakış açısıyla yarınları daha net öngörebiliyoruz. Çözümü de buradan esinlenerek arayacağız.
Bu kitapta,
* Atatürk’ün ilke ve devrimleri ışığında,
* Bilimin yol göstericiliğinde günümüz şartlarında
* Tarımdan sanayiye, kentleşmeye, hizmetler sektörüne, kamu mâliyesine, sosyal devlet yapısına kadar, ekonomide çıkış yolu için önermelerde bulunmaya çalışacağım.
“Bütün dünler, yarınları aydınlatan fenerlerdir” diyerek(s.14-15).
Kitap sunuş, önsöz ve girişten sonra iki kısımdan oluşuyor.
Birinci kısım, Dünya ekonomisine kısa bir bakış, Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne ekonomi ve karşı devrimin ekonomideki kilometre taşları on bölüm halinde gözden geçiriliyor(s.16-203).
4.Bölüm: Karşı devrim Türkiye’ye nasıl girdi ve karşı devrim başlıyor(s.74-107),
4-5-6.Bölüm: Karşı devrimin ekonomide ikinci büyük hamlesi(s.108-137),
7.Bölüm: Karşı devrimin ekonomide üçüncü büyük hamlesi(s.138-160),
8.Bölüm: Karşı devrimin ekonomide dördüncü büyük hamlesi(s.161-171),
9.Bölüm: AKP’nin ekonomide 20 yıllık karnesi,
10.Bölüm 20 yılın kısa bir özetiyle günümüzde ülkemiz, devletimiz, milletimizin son durumu çarpıcı fakat gerçek rakamlarla bütün çıplaklığıyla ortaya konuluyor.
İkinci kısım;
– Türkiye için çıkış yolu arayışları,
– Türkiye için çıkış yolu Manifesto,
– Son söz ve gelecek üzerine ve
– Birinci dereceden ve çok doğru kaynak eserlerden oluşan Kaynakça’dan oluşuyor.
- AKP’nin Ekonomide 20 Yıllık Karnesi
(a) İki Ayrı Dönem, İki Farklı Yöntemle Servet
Transferi
AKP döneminde gelir dağılımında vahşi boyutlara varan servet transferinin yaşandığı iki ayrı dönem var ve ikisinde de tamamen farklı yöntemler uygulandı.
Birinci dönem 2003-2008 dönemi. Yüksek reel faiz dönemi ile sıcak paraya çok ciddi arbitraj[] gelirleri sağlandı. Daha önceki sayfalarda aktarmıştık. Prof. Korkut Boratav’a göre bu dönemde dolara yıllık net yüzde 31.2 faiz kazancı sağlanmış,
2003-2015 arasındaki dönemde sıcak paraya ve yurt içi rantiye kesime milli gelirin yüzde 1.5’i ile yüzde 2.l’i arasında kaynak transferi yapılmıştı.
Özellikle 2021 Eylül ayından itibaren, dünyada faizler yükseltilirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon neticedir” diye ekonomi bilimi dışındaki teorisindeki ısrarı nedeniyle faizler düşürüldü, enflasyon ile faiz arasındaki makas iyice açıldı. Bu sırada, ABD’de enflasyonun yüzde 8’e, AB ülkelerinde yüzde 6-9 seviyesine çıkması üzerine, dünyada faizler yükseltiliyordu. Dövize hücum başladı. Enflasyon patladı, dünyada olmayan Kur Korumalı Mevduat diye saçma sapan bir finansal enstrüman uyduruldu.
Devlet, almadığı borç için Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesabı sahiplerine kur farkı adı altında, faiz ödeme yükümlülüğüne girdi.
Sistemin birinci yılda devlete maliyeti 180 milyar TL oldu.
2023 yılı Temmuz ayında KKM’deki Hazine yükü tamamen Merkez Bankası’na devredildi.
2023de Hazine’nin KKM için 59 milyar TL ödediği açıklandı. Merkez Bankası ise üstlendiği yükümlülüğü bilançoda gizliyor, açıklamıyor.
Ancak 2022 yılında 41 milyar TL kâr eden Merkez Bankası 2023’de 894 milyar lira zarar etti.
Bu tutarın Kur Korumalı Mevduat hesabından kaynaklandığını söylemek mümkün. Bu durumda 2023 yılı KKM maliyetinin 930 milyar lirayı aştığı söylenebilir. Kimi iktisatçılara göre, hâzinenin almaktan vazgeçtiği vergilerle birlikte değerlendirildiğinde, KKM’nin 2022 ve 2023 yılındaki toplam maliyeti 1 trilyon 600 milyar liraya yaklaştı. Bu uygulama ile nüfusun tamamından, KKM mevduatı olan nüfusun yüzde 3’üne, bankalara ve bankalardan kredi kullanan sermayeye gelir transferi yapıldı
TÜİK’e göre enflasyon yüzde 60 seviyesinde iken bankaların kullandırdığı ticari krediler yüzde 20-30 seviyesinde. Oysa enflasyon yüzde 60’lar değil, ENA (Enflasyon Araştırma Grubu) Grup’a göre yüzde 120’ler seviyesinde seyrediyor. Böyle bir ortamda bankaların KKM maliyeti yıllık yüzde 9-12 civarında. Bankalar yüzde 9-12 topladıkları Kur Korumalı Mevduatları yüzde 20-30-40 faizle satıyor. Bankalar yüksek kâr ediyor. Yüzde 100’ün üzerindeki enflasyon ortamında, bankalardan yüzde 20-40’la kredi kullanan özel sektör hiçbir riske girmeden büyük kârlar sağlıyor. Dar ye sabit gelirli kesimin geliri artan enflasyon nedeniyle eriyor. Devletin almadığı borç için ödediği KKM farkları Hazine ve Merkez Bankası üzerinden toplumun tüm kesimine fatura ediliyor. Böylelikle ağır bir servet ve gelir sağlanıyor. AKP’nin özellikle 2021 Eylül ayından itibaren uyguladığı bu politika, orta kesim için büyük bir yıkım oldu. 2022 ve 2023 yıllarında ücretlerin, tarım kesiminin, sabit gelirlilerin gelirinde ve alım gücünde çok büyük oranlarda reel kayıplar yaşandı(s.183-184).
(b) Akp Ne İstediyse Aldı, Peki Ne Verdi?
Gelir dağılımı ve servet transferi yönünden bakarsak, ekonomide görülmemiş bir gelir dağılımı, bölüşüm krizi yaşanıyor. Toplumun yüzde 80’i yoksulluk sınırının altına düştü. Ekonomin genel dengeleri açısından bakarsak (enflasyon, işsizlik, büyüme, iç açıklar ve dış açık) tüm göstergeler geriye gidiyor.
2003 yılı başından 2023 yılı sonuna tam 21 yıl, tek başına iktidar. Önünde hiçbir engel olmadı. Kuzu gibi bir muhalefet… Direnen kamu kurumları, rejimin sigortası gibi görülen TSK ve yüksek yargı, Meclis denetimi, basın, STK’lar… Hepsi süreç içinde etkisiz hale getirildi.
AKP iktidarı seçmenden ne istediyse aldı.
Meclis çoğunluğu ise çoğunluk,
Anayasa değişikliği ise anayasa değişikliği,
Referandumsa referandum,
Tek adamlıksa tek adamlık,
Vergiyse vergi…
Peki topluma ne vermiş?
Yaşam kalitesi ne olmuş?
AKP iktidarı boyunca,
3 trilyon 303 milyar dolar vergi topladı.
3 trilyon 576 milyar dolarlık bütçe harcaması yaptı.
Bütçeden 562 milyar dolar faiz ödedi.
1.362 trilyon dolar dış ticaret açığı, 660 milyar dolar cari açık verdi.
340 milyar dolar dış borcu artırdı, 482 milyar dolara çıkardı.
134 milyar dolar iç borç kullandı.
80 yılda 14 milyar dolar yabancı sermaye gelirken,
Son 20 yılda sıcak para hariç, 260 milyar dolar yabancı sermaye girişi oldu.
70 milyar dolar özelleştirme geliri elde edildi.
Dış borca ek olarak 175 milyar dolarlık hazine garantisi verdi.
Kentlerdeki imar rantlarından elde edilen kaynakları hesaplayamıyoruz.
Dış borç artışı, iç borç, hazine garantileri, özelleştirme gelirlerini, yabancı sermaye girişlerini topladığınızda,
AKP iktidarı 1.1 trilyon doların üzerinde kaynak kullandı.
Bunların üstüne 3 trilyon 575 milyon dolarlık bütçe harcamasını da ekleyelim.
21 yılda 4 trilyon 600 milyar doların üzerinde iç ve dış kaynak kullandı.
Karşılığında, Türkiye’ye ne verdi?
170 milyar dolarlık hazine garantileri ile maliyetinin çok çok üstünde yapılmış köprü otoyol, şehir hastaneleri, havaalanları… Bu yatırımlar da kara delik olarak bütçede duruyor. 25 yıl boyunca her yıl fahiş fiyatlarla bedelini ödemeye devam ediyoruz.
Beğenmedikleri eski Türkiye,
80 yılda, 131 milyar dolar dış borç + 89 milyar dolar iç borç +14 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye ile toplam 234 milyar dolarla sıfırdan bir ülke kurdu. Devlete ve özel sektöre ait bütün fabrikalar, bu parayla yapıldı. Demiryolları, limanlar, barajlar, telekomünikasyon sistemleri, enerji yatırımları, yollar, köprüler, otoyollar, havaalanları, hastaneler, okullar, aklınıza ne geliyorsa bu kaynaklarla inşa edildi. Yetmedi, üstünde Osmanlı’mn kalan borçlarını ödedi.
Bu kadar kaynak kullanımı ile Türkiye’nin AKP döneminde büyük atılım yapması, halkın refah içinde yüzmesi gerekirdi, oysa toplumun küçük bir azınlığı dışında sefalet yaygınlaştı. Orta sınıf yok edildi. Toplumun yüzde 80’ine yakın bir kısmı yoksulluk sınırının altında kaldı.
Millet, devletten ne bekler?
Ekonominin amacı, insanların refahını artırmak, insanları mutlu etmektir. Yurttaşlar, devletten öncelikle, huzur, refah, barış içinde yaşamayı bekler. Devletin asli görevlerini; güvenlik, adalet, eğitim, sağlık hizmeti, altyapı hizmetleri ve güçlü bir emeklilik ve sosyal güvenlik sistemi bekler. Peki, AKP topluma verebilmiş mi?(s.188-189)
- Yeni Bir Uyanış Ve Ayağa Kalkma Dönemi
Mustafa Kemal Atatürk’ün,
* “Özgürlük ve Bağımsızlık benim karakterimdir” ve
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” ilkeleri, baskıya ve sömürüye bir karşı duruş olarak ortaya çıkmış;
* Daha sonra da ekonomi, siyaset, dış politika, devlet yönetimi başta olmak üzere birçok alanda devrimlerinin arkasındaki itici güç ve temel prensip olmuştur.
1921 yılındaki bir telgraf yazışmasından, başından beri Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın düşüncesini daha iyi anlayabiliyoruz.
“Bilinmektedir ki, milletimiz asırlardan beri iki kuvvetin, iki despot kuvvetin iki yok edici kuvvetin baskıcı yönetimi altında üzüntülü, elemli ve kederli idi.
O kuvvetlerden birisi; doğrudan doğruya memleket ve milleti idare etmek iddiasında bulunan zorbalar (saltanat),
İkincisi bütün bir emperyalist ve kapitalist âlemdir.
Fakat efendiler, bu baskıcı yönetimin neticesinde büyük uyanışlar meydana geldi. İşte bizim milletimizde de o uyanış başlamıştır ve biz böyle bir uyanış devrinin içinde bulunuyoruz.”[9]
İçinde bulunduğumuz şartlar, tıpkı 1921’deki gibi
– “Yeni Bir Uyanış Devri”,
– “Yeni Bir Ayağa Kalkma Devri” başlatabilecek mi?
– Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gidenler bu devri başlatabilmeyi başarabilecekler mi?
Atatürk’ün kuruluş dönemi uygulamalarını da hatırlayarak, yukarıdaki telgraf mesajının günümüz konjonktüründeki ana fikri değişmemiştir ve nettir:
Baskı rejimine karşı millet egemenliği, demokrasi, hukukun üstünlüğü, özgürlükler…
– Türkiye, sanayileşmek zorundadır.
– Kalkınmayı da özel sektöre bırakmayan ama özel sektörü de dışlamayan kamucu planlı ekonomik kalkınma modeli…
– Bağımsızlığı sağlayacak olana, kendi öz kaynaklarına dayalı kalkınma ve halkçılık ilkesi gereği birlikte üretip âdil bir şekilde bölüşüm(s.205-206).
- Elimizde Olan En Büyük ‘ŞEY’, İki Temel İlke Nedir?
Ülkümüz (Vizyon)
Çağdaş Uygarlık Düzeyi
Görevimiz (Misyon)
Gazi Mustafa Kemal Atatürk İlke ve Devrimleri’ni, Türkiye Cumhuriyeti’nde tekrar egemen kılmak.
Araçlar
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinden hareketle TBMM ve devletin güçler ayrılığı sisteminin yeniden inşası.
Strateji Ve Taktikler
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” ilkesinden hareketle, bilimin ışığında sosyal devlet ve planlı kalkınma programları.
Pusulamız
Gazi Mustafa Kemal Atatürk…(s.204)
Bu kitapta önerdiğim manifesto, aydınlanma devrimlerini ve toplumsal dönüşümü tamamlayamayan Türk toplumu için Atatürk İlke ve Devrimleri’ni temel alarak, zaman dilimi olarak yaşadığımız ama bir türlü içine giremediğimiz yirmi birinci yüzyıla ve ‘çok hızlı gelen geleceğe’ hazır olma arayışıdır.
Elimizde olan en büyük ‘ŞEY’, iki temel ilkedir.
“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.”
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”
Bilim ve aklın ışığında sürekli devrimcilik, Ata’mızdan kalan ve bizi yarınlara taşıyacak olan en önemli mirastır.
Devleti yeniden inşa ederken ve ekonomiyi şekillendirirken, yarınları düşünüp planlayıp mutlaka yeni arayışlar izinde olacağız(s.236).
Birinci TBMM tüm üyeleri, nasıl ki İngiliz egemen kapitalist emperyalizme karşı bir İstiklâl Savaşı’nı zaferle taçlandırarak vatan borcunu en mükemmel şekilde yerine getirmiş ise, iki Değerli İstiklâl Savaşı Gazisi Dede’nin torunu olan Meriç Köyatası da yazdığı bu kitapla, günümüzde ABD egemen kapitalist emperyalizmine karşı akıl, bilim, idrak ve çağın entelektüel düzeyinde vatan borcunu yerine getirmek istemiştir. Merhum (E) Kurmay Yarbay Talat Turhan’ın ifadesiyle düşmana karşı bilinç uyandıran “her kitap bir bomba”dır.
Meriç Köyatası Dostumuza bu değerli ufuk açıcı, bilinç geliştiren önemli araştırması nedeniyle takdir, teşekkür ve saygı ile oluşan borcumuz vardır; bunun edası da “Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Türkiye’nin Fabrika Ayarları EKONOMİDE KARŞI DEVRİMİ” kitabını alıp okumakla ödenebilir ancak.
Not: Kitabın temin edileceği adres:
Sedat Şenermen
Kaynakça
[1] Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, (Toplayan: Nimet UNAN), 1959, 2.Basım, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Cilt: II, s.110-111. [2] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: II, s.107. [3], [4] Meriç KÖYATASI, Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Türkiye’nin Fabrika Ayarları EKONOMİK KARŞI DEVRİM, İstanbul, Şubat 2024, Naviga Yayınları, s.135. [5] Metin AYDOĞAN, İNÖNÜ, İzmir, 2020, 2.Baskı, Gözgü Yayıncılık, s.9-10. [6] Prof.Dr. Çetin YETKİN, KARŞI DEVRİM, 1945-1950, 2014, 9.Baskı, Kilit Yayınları, s.22-23. [7] – Ümit ZİLELİ, Karşı Devrimin Kısa Tarihi, Yüzyıllık Hesaplaşma, İstanbul, 2021, 6.Basım, Sia Yayınları.– Fikret BİLA, Karşı Devrim, 1923’ten 2023’e, İstanbul, 2022, Kırmızı Kedi Yayınları.
– Prof.Dr. Emre KONGAR-Zülâl KALKANDELEN, Devrimin ve Karşı Devrimin Yüzyılı 1-3, İstanbul, 2023, Remzi Kitabevi.
[8] Meriç KÖYATASI, Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Türkiye’nin Fabrika Ayarları EKONOMİK KARŞI DEVRİM, s.10-12. [9] (29 Ocak 1921-Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa’nın Londra’ya gönderilecek heyet üyeleri vesilesiyle, İstanbul’da bulunan Tevfik Paşa ile aralarında geçen telgraf haberleşmesine (muhaberata) dair beyanı.) Bkz.Prof.Dr. Zafer TOPRAK, ATATÜRK Kurucu Felsefenin Evrimi, İstanbul, 2022, 4.Baskı, Türkiye İş Bankası Yayınları… (Günümüz Türkçesine çeviri Meriç KÖYATASI tarafından yapılmıştır.)